Mutsuz Adam
17/3/2009
Bir zamanlar bir tepenin üzerinde villada bir oğlan çocuğu yaşarmış. İyi de yaşamış.
Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş. Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel
kızlara bayılırmış.
Bir gün Tanrıya:
“Büyüdüğüm zaman neler istediğimi buldum, uzun uzun düşünüp.” Demiş.
“Neler”demiş Tanrı…
“Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun. Arka kapıda iki St.
Bernard köpeği… Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde….Uzun, çok güzel ve çok müşfik bir
kadınla evlenmek isterim. Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar
söyleyen.”
“Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim.. büyüdüklerinde birisi
büyük bir bilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü milli santrfor olsun.”
“Ben bir seyyah olayım… Okyanuslara yelken açayım. Dağların zirvelerine tırmanayım,
insanları kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım yollarda…”
“Ne güzel bir hayal bu”demiş Tanrı… “Mutlu olmanı dilerim.”
Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş. Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile
tırmanamaz olmuş. Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabii. Bunun üzerine pazarlama
okuyup, tıbbi malzemeler dağıtın bir şirket kurmuş.
Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok müşfik. Ama uzun değil, kısaymış. Saçları siyahmış
ama gözleri mavi değil, ela imiş. Gitar çalamaz, şarkı söylemezmiş ama, harika yemek
pişirir, olağanüstü güzel kuş resimleri yaparmış. İşi dolayısıyla, kent dışında bir
villada değil, kentte bir apartman teras katında oturmak zorunda kalmış ama evinin deniz
manzarası gene harika imiş. İki St. Bernard besleyecek bahçesi yokmuş ama evinde harika
bir Ankara kedisi varmış. Üç kız da babalarını çok severlermiş. Onunla futbol
oynayamazlarmış ama birlikte denize, parklara giderlermiş. Uçurtma uçurdukları da olurmuş.
En küçükleri hariç tabii. O gölgede bir ağacın altında oturur, gitarı ile şarkılar
söylermiş. İyi para kazanmış ama öyle kırmızı bir Ferrari’si olmamış.
Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına koşmuş…
“Ben” demiş. “Hiç mutlu değilim.”
“Neden”demiş arkadaşı.
“Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü, gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla
evlenmek isterdim. Oysa karım uzun değil, ela gözlü, gitar çalamıyor.”
“Karın çok güzel”demiş arkadaşı…”Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor
üstelik.”
“Adam dinlememiş bile onu….
Bir gün karısına “Hiç mutlu değilim” diye dökmüş içini.
“Neden” demiş karısı.
“Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim, oysa 47.katta bir apartman
dairesine tıkıldım. İki St. Bernard’in yaşayacağım bir bahçem olsun isterdim, hani nerede…
”
“Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz” demiş karısı….”Oturduğumuz yerden okyanusu görüyor,
gülüyor, eğleniyor, birbirimizi seviyoruz. Kendimizi okşuyor, güzel kuşların resimleri
yapıyoruz. Üç de harika çocuğumuz var…”
Adam dinlemiyormuş bile….
Ruh doktoruna koşmuş bir gün…. “Ben mutlu” değilim diye…
“Niye “demiş doktor…
“Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak, dağlara tırmanmak, insanları kurtarmak
isterdim. Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim var şimdi..”
“Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor..” demiş doktor.
Adam dinlememiş bile. Doktor da ona 100 Dolar vizite yazıp yollamış.
Bir gün muhasebecisine “Ben çok mutsuzum”demiş..
“Neden demiş muhasebecisi.
“Ben kırmızı Ferrari’m olsun isterdim hep. Ve dünya umurumda olmasın. Oysa işe metro ile
gidip geliyorum. Bir yığında sorunum var.”
“İyi giyiniyor, iyi restoranlara gidiyorsun. Bütün Avrupa’yı Amerika’yı gezdin.”demiş
muhasebeci.
Ama adam onu dinlemiyormuş bile. Muhasebeci adama 100 Dolar danışman ücreti fatura edip
yollamış. Onun da hayalinde kırmızı Ferrari varmış çünkü…
Adam, rahibe “çok mutsuzum” demiş.
“Neden” demiş rahip.
“Üç oğlum olsun isterdim. Biri bilim adamı, biri politikacı, biri sporcu. Oysa üç kızım
oldu. Birisi yürüyemiyor bile.”
“Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var”demiş rahip. “Seni çok seviyorlar. Başarılı da
oldular. Biri hemşire, biri sanatçı, biri de müzik hocası..”
Ama adam dinlemiyormuş bile. Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda. Bir beyaz hastane
odasında, etrafı beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatıyormuş. Vücudunda teller, hastaneye
kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş. Fena halde
mutsuzmuş adam şimdi. Ailesi, dostları ve rahibini yatağının başına toplanmışlar.
Onlar da üzüntü içindeymiş. Mutlu olanlar sadece ruh doktoru ile muhasebecisi imiş. Bir
gece adam odasında Tanrı ile yalnız kaldığında
“Tanrım”demiş. “Hatırlar mısın çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım.”
“Hatırladım”demiş Tanrı.. “Güzel bir hayaldi”
“Peki niye onların hiçbirini vermedin bana” demiş adam..
“Verebilirdim” demiş Tanrı…”Ama sana istemediğin şeyleri vererek bir sürpriz yapmak
istedim.”
“Bak neler verdim sana. Bir güzel sevecen eş, iyi bir iş, yaşanacak güzel bir ev. Üç tatlı
kız evlat. Bir araya getirdiğim en güzel yaşam paketlerinden biriydi bu”
“Evet”demiş adam…”Ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım..”
“Bende senin, benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım.” Demiş Tanrı.
“Sen ne istedin ki?” demiş adam hayretle.
Tanrı’nın da bazı şeyler isteyeceğini hiç düşünmemiş hayatında.
“Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim.”demiş Tanrı.
Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş .sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiş.
Yıllar önce kurduğu hayalin yerine “Keşke bunu hayal etseydim.” Dediği bir hayal..
Bu sefer ki hayalinde zaten sahip olduğu şeyler varmış hep. Adam kısa zamanda iyileşmiş,
47. Kattaki dairesinde mutlu yaşamış. Kızlarının şen şakrak sesleri, eşinin derin ela
gözleri ve harika kuş resimleri arasında mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün… geceleri
de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar üzerinde oynaşmasına bakar gülümsermiş…
sınır tanımadan büyük düşünmek… hayal gücünü sonuna kadar zorlamak… ama elde ettikleri
ile de mutlu olmayı bilmek… Tanrı’nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı….
Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı.
Kaynak : Alıntı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Alışveriş Canavarları Üzgün İnsanlar
12/3/2009 -Kategori: Motivasyon

Üzgün insanlar, diğer kişilere göre çok daha fazla para harcıyorlar. Carnegie Melon Üniversitesi, Stanford Üniversitesi, Pittsburg Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından ortaklaşa yürütülen bir çalışmada, insanların üzgün ve kendine odaklanmış olduğu zamanlarda, çok daha fazla alışveriş yaptıkları ortaya kondu.
Araştırmacılar, daha önce yapılan çalışmalarda da alışveriş ve üzüntü arasındaki bağlantının ortaya konduğuna dikkat çekiyorlar. Yapılan bu çalışmada ise, bir kişinin ne kadar çok kendine odaklanırsa, o kadar çok alışveriş yaptığı belirlendi. Araştırmacılar, bu çalışmanın, tüketici davranışlarının, ve özellikle duyguların kararlar üzerindeki etkilerinin anlaşılmasında yardımcı olduğunu belirtiyorlar.
Yapılan deneyde katılımcılardan, biri “üzgün” diğeri duygusal olarak nötr olan iki tür videonın izlenmesi istendi. İzlenen videoların ardından, hüzünlü filmleri izleyen kişilerin, aynı ürünü diğer katılımcılara göre %300 daha pahalıya aldıkları gözlemlendi.
Ancak katılımcıların, izledikleri filmlerin, yaptıkları alışveriş üzerinde etkili olmadığını savundukları, yani bu etkiyi farkında olmadıkları belirlendi.
Araştırmacılar, iki grup arasındaki farkı, kendine odaklanma ile açıklıyorlar. Kendine odaklanan ve kendini üzgün hisseden kişilerin, aynı ürün için çok daha fazla harcama yaptıkları belirtiliyor.
Verdiğimiz pek çok kararda duygularımızın etkili olduğunu belirten araştırmacılar, alınan büyük risklerde, veya yeni bir ilişki arayışında, farkında olmasak da duygularımızın bizi yönlendirdiğini belirtiyorlar.
Psychological Science’ta bu çalışmaya yer verilmiştir.
Kaynak : Realage.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Geri Kazanım Konusunda Bunları Biliyor Musunuz?
11/3/2009 -Kategori: Bunlari Biliyor musunuz_
- Geri dönüşüm ve tekrar kullanımın ötesinde, atıkların özelliklerinden yararlanılarak içindeki bileşenlerin fiziksel, kimyasal veya biyokimyasal yöntemlerle başka ürünlere veya enerjiye çevrilmesine geri kazanım denilmektedir.

- Geri kazanımla, doğal kaynaklarımız korunur, enerji tasarrufu sağlanır, ekonomiye katkı sağlanır, çöplüğe giden atık miktarı azalır ve geleceğe yatırım yapılır.
- Türkiye'de atıkların geri kazanımı konusunda uzun yıllardır süregelen çalışmalar vardır. Cam, kağıt, karton, plastik ve metol gibi atıklar özellikle çöp dökme sahalarından ve sokak toplayıcıları kanalı ile sokaklardan toplanmakta ve hammadde kaynağı olarak çeşitli sektörlerde kullanılmaktadır.
- Kullanılmış ambalajların ve diğer değerlendirilebilir atıkların genel çöpten ayrı ve temiz olarak toplanması yöntemi geri kazanım sürecinin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Ayrı toplanan geri kazanılabilir atıkların geri dönüşüm işlemine tabi tutulabilmesi için cinslerine göre de ayrılmaları gerekmektedir.
- Türkiye'de çöp miktarının yaklaşık % 15-20 sini geri kazanılabilir nitelikli atıklar oluşturmaktadır.
- Ambalaj çöp değil, aynı zamanda bir hammaddedir. Yeniden kazanımı mümkün olan ambalajları evlerimizde ayrı toplayalım.
- Herhangi bir ürünü alırken geri dönüşümlü olmasına dikkat edelim. Kağıtlarımızı, defterlerimizi tutumlu kullanıp, kullanılmış kağıtları geri kazanalım.
- Tükettiğimiz kağıtları çöpe atmak yerine toplayıp ekonomiye kazandırabilir ve çevre kirliliğini önleyebiliriz.
- Bir ton kullanılmış beyaz kağıt, geri kazanıldığında 16 adet çam ağacının, bir ton kullanılmış gazete kağıdı geri kazanıldığında ise 8 adet çam ağacının kesilmesi önlenmiş olacaktır.
- İnsanların birbirlerine gönderdiği mektupların %44'ü okunmamaktadır.
- Yalnızca 100.000 aile gereksiz yazışmayı durdurursa, her yıl 150000 ağaç kesilmekten kurtulacaktır.
- Bir insan, ömrünün 8 ayını, gereksiz yazışma zarflarını açarak geçirmektedir. Bir büro elemanı yılda, 81 kilo yüksek vasıflı kağıdı çöpe atmaktadır.
- Bir kere kullanıp atacağımız poşetler yerine, sürekli kullanabileceğimiz bez torba sepet ve fileleri tercih edelim.
- Plastikler doğada parçalanma süresi en uzun olan maddeler olduğu için yok edilmesi güçtür. Bu nedenle bu maddeler mümkün olduğunca ayrı biriktirilip geri kazanılmaları sağlanmalıdır.
- Plastik ambalaj atıldan yıkanıp granül haline dönüştürülerek ikincil ürün üretiminde hammadde olarak kullanılmaktadır. Sera örtüsü, otomotiv sektöründe plastik torba, marley, pis su borusu elyaf ve dolgu malzemesi, araba yedek parçası yapımında kullanılmaktadır.
- Yeni üretime kıyasla, metal ve plastikte %95 enerji tasarrufu sağlarız.
- Geri dönen her bir ton cam için yaklaşık 100 litre petrol tasarruf edilmiş olacaktır.
- Bir cam şişe doğada 4000 yıl, plastik 1000 yıl, çiklet 5 yıl, bira kutusu 10-100 yıl, sigara filtresi 2 yıl süreyle yok olmamaktadır.
- Evsel atıklar arasındaki cam şişe ve kavanozların geri dönüşümü ülkemizde oldukça eski yıllara uzanmaktadır. Renklerine göre ayrılan cam şişe ve kavanozlar ve diğer cam atıklar kırılarak cam tozu haline getirilir. Cam tozu, kum, kireçtaşı ve soda külü ile karıştırılır ve yüksek sıcaklıkta şekillendirilerek yeni ürünlere dönüştürülür.
Kaynak : Eğitim.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Zeki düşünmenin 15 yolu...
8/3/2009 -Kategori: Kisisel Gelisim
1. Doğru zamanlama yapın. Çoğu yetişkin insan sabahları, çoğu geç insan ise öğleden sonra daha net düşünür. En iyi düşünme zamanınızı belirleyin ve en zor beyin çalışmalarınız için o zamanı rezerve edin.
2. İyi bir eğitim alın fakat abartmayın. Psikolog Dean Keith Simonton, okula gitmenin yaratıcılık üzerinde pozitif bir etkiye sahip olduğunu söyler. Ardından artan bir şekilde, mezuniyete odaklanma yaratıcılığı düşürür. “Etkili yazmada psikiyatrist olarak büyük bir yazar olmazsınız.”
3. Konfiçyüsü dinleyin. Bir numara “hafıza yardımı” hafıza araştırmacılarının kendileri tarafından kullanılır: Not edin. Bir Çin atasözü “en zayıf mürekkep en güçlü hafızadan daha kalıcıdır”.
4. Araştırmalar bir fincan kahvede bulunan kafein miktarının konsantre olmanıza yardımcı olacağını gösteriyor. Fakat kaygıya meyilli iseniz; bu bir işe yaramayabilir..
5. Var olanlar için yeni hafızaları sağlama bağlayın. Michigan Üniversitesi Bilişsel Araştırmacı Denise Park, “Varolan hafızanızın yeni bilgilere uyum sağlayan bir darağacı olarak düşünün. Yeni bilgileri ayrılan alanın dışında bırakmayın. Özel olarak, hafıza kaybı için ilaç var mıdır diye sordunuz. Hafıza kaybı için herhangi bir reçeteli ilaç olup olmadığını bilmiyorum” diyor.
6. Uygulama yapın. Yeni becerileri öğrenme ve sürekli uygulama yapma beynin internal organizasyonunu değiştirmek için ortaya çıkar. Bir çalışma, periodik eğitim dönemlerinin 70 yaşlarında olan gönüllülerin, 7 yaşlarındayken sahip olduklarından daha iyi bilişsel ve hafıza becerilerine yardımcı olduğunu gösteriyor. “uygulama gerçekten işe yarar” der National Institute on Aging'te emeritus psikolog Len Giambra.
7. Fikirlerinize bir şans verin. Çoğumuz gerçekleri çabucak değerlendirme ve çabucak “gitme veya gitmeme” kararı vermede kabiliyetlerimiz için ödüllendiriliriz. Yaratıcılık daha fazla acele etme ve heyecan ister.
8. Entelektüel bir iş ve zeki bir eş seçin. Polonya'dan merak uyandırıcı çalışmalar, kariyerleri entelektüel bir egzersiz isteyen kişilerin yaşamlarında yüksek bilişsel seviyeye sahip olduklarını sunuyor. Ve zeki biri ile evlenme başarınızın devamını sağlar.
9. Yaratıcılık, genellikle bir alandan diğer bir alana adapte olma çözümleri için beceriyi özetler.
10. Leonardo'dan öğrenin. Yazar Michael Gelb, yeni kitabında Leonardo Da Vinci gibi nasıl düşünülür, en büyük Rönesans adamında işe yarayan bazı beyin geliştirme stratejilerini sunuyor. Ormanı öğrenme ve ters elinizle resim çizme gibi konuları da içeriyor.
11. Dikkatinizi verin. Sadece toplantıdan birkaç saniye sonra bir kişinin adını unuttuğunuz oluyor mu? Problem hafıza değil, konsantrasyondur. Yaşlanırken, bilinçli olarak hafıza bankamıza kendi kendimize bilgi koymamız gerektiğini hatırlamalıyız.
12. Mozart dinleyin. Wolfgang'ın müziğine maruz kalan bir beyin daha kompleks bağlantılar geliştiriyor. Bu da daha fazla bilgi için daha hızlı, entegre olmuş erişime izin veriyor.
13. Zekânızı geliştirmek için vücut egzersizi yapın. Uzmanlar, aerobik antrenmanın okul performansından sinir iletim hızına kadar her şeyi geliştirdiğine inanıyorlar. Egzersiz gerçekten yapılmasını mantıklı kılan birçok yarara sahip.
14. Yeni şeyler deneyin. Yaşamının sonuna yakın, empresyonist ressam Henri Matisse, fırçaları harika kâğıt kesikleri serileri yaratmak için kullandığı makas ile değiştirerek sanatını tekrardan canlandırdı. Yaratıcı Davranışlar Dergisi editörü Psikolog Dean Keith Simonton, bu gibi deneyimlerin yaratıcılığın başarılı niteliği olarak ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaratıcı ve yaratıcı olmayan kişilerin karşılaştırıldığı bir çalışmada temel farkın birinin yeni şeyler öğrenme konusunda daha açık olduğunu diğerinin ise olmadığını gösterdi.
15. Dikkat dağılma olayını sonlandırın. Alakasız uyarıcılar tarafından bombardıma tutulursanız, odaklanmanız çok zor olur. Kesinlikle bir şeyi yapmalıysanız ( örneğin bir raporu tamamlama) telefonun fişini çekebileceğiniz ve konsantre olabileceğiniz bir otel odası kiralamayı deneyin.
Tutkularınızın peşinden gitmeyi sakın unutmayın! Son günlerde bir Hollandalı psikolog satranç ustalarını santranç büyük ustalarından neyin ayırdığını bulmaya çalışıyor. Her gruba test uyguladı- IQ, hafıza, boyutsal akıl yürütme-. Onlar arasında test farklılığı bulamadı. Tek farklılık büyük ustaların satrançı daha çok sevmeleriydi. Ona karşı daha tutkulu ve daha çok bağlıydılar. Tutku, yaratıcılığın anahtarı olabilir.
Kaynak : www.kigem.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Acele karar vermeyin...
6/3/2009 -Kategori: Kisisel Gelisim

Çin düşünürü Lao Tzu'nun öyküsü...
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu
kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için
ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
- Bu at, bir at değil benim için bir dost, insan dostunu satar mı? Dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış:
- Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.
Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın' demişler...
İhtiyar:
- Karar vermek için acele etmeyin demiş.
- Sadece at kayıp deyin.
- Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz.
Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse
bilemez.
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.
Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören
köylüler toplanıp ihtiyar dan özür dilemişler.
- Babalık demişler
- Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik
değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.
- Karar vermek için gene acele ediyorsunuz demiş ihtiyar. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.
Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?
Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler, ama içlerinden
- Bu herif sahiden geri zekalı diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara.
- Bir kez daha haklı çıktın demişler.
- Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın demişler.
İhtiyar
- Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz' diye cevap vermiş.
- O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin sonunda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler...
- Gene haklı olduğun ortaya çıktı demişler.
- Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.
- Siz erken karar vermeye devam edin demiş, ihtiyar.
- Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihat la tamamlamış:
” Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”
Alıntı
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı