EQ (Duygusal Zeka) Nedir? Yaşamımızdaki Önemi?

2009-02-27 22:09:00




Günümüz zorlu koşullarında aklıyla hareket edenler kazanıyor,yaptıkları işte sosyal olanlar çok daha başarılı oluyorlar.Burda sizlere inandığım bir kavram olan EQ ile ilgili bir çalışma sunacağım..Ayrıca sizlere Daniel Goleman ın Duygusal Zeka kitabınıda kesinlikle öneririm.

Duygusal zeka, Amerikalı psikologlar Peter Salovey (Harvard Üniversitesi) ve John Mayer’in (New Hampshire Üniversitesi) 90’lı yıllarda ortaya çıkarttıkları ve günümüzün sıkça konuşulan konulardan biri haline geldi.Duygusal zeka kavramının geliştirilmesindeki en önemli çalışmalardan biri psikolog Daniel Goleman (New York Times) tarafından gerçekleştirilmiştir. Duygusal zeka kavramı üzerinde yapılan çalışmaları geniş kitlelere ulaştıran Goleman, “Duygusal Zeka” adlı kitabında, EQ (Emotional Intelligence – Duygusal Zeka)’nun başarı üzerindeki etkisini kanıtlamaya çalışmıştır.İnsanlarla olan iletişimimizi birebir etkileyen duygusal zeka, aynı zamanda bireyin sahip olduğu potansiyeli açığa çıkartmasında da etkin bir rol oynuyor.
Yetkinlikler açısından duygusal zekayı:Motivasyon
Kendini tanımak ve farkındalık
Kendini yönetmek
Empati (kendini başkalarının yerine koyarak düşünebilme)
İletişim ve uyum gücü
Takım ruhu oluşturabilme olarak düşünülebiliriz.
Kısaca EQ; kişinin kendi duygularını tanıyan, kendine güvenen, iç motivasyonunu sağlayarak yenilikçi bir birey olmasını sağlamanın ötesinde; kişinin elde edeceği farkındalığı toplumsal boyuta da taşıyarak başkalarıyla olan çok yönlü ilişkilerinde liderlik özelliklerini kullanabilmesini sağlayan etkili bir faktör.

Giderek zorlaşan ekonomik koşullar içinde pek çok şirket ‘duygusal zeka’nın önemi üzerinde her geçen gün daha da fazla durarak; bunun sonucunda da çeşitli eğitimlerle çalışanların duygusal zekalarını belirli bir düzeyde geliştirmelerini sağlamaya çalışıyor. Çalışanlarında duygu yönetimini ve etkin iletişimi geliştirebilmesi , uzlaşma ve takım çalışması getirebilmeyi, sürekli gelişim sonucunda kalıcı başarılar yaratmayı hedefleyen günümüz şirketleri açısından bakıldığında da EQ, çalışma hayatının “kalbi” durumunda. Niteliklerin giderek değer kazandığı bugünün iş dünyasında kalıcı olabilmek için, yalnızca “beyin” gücünün etkili olmadığı, “duygusal yetenek”in de sahip olduklarımızı doğru bir şekilde kullanabilmemizi sağlaması açısından bir değer haline dönüştüğü görülüyor.

Kurumlar için Duygusal Zeka

Duygusal zekanın yalnızca insanlara özgü olduğunu düşünmek yeterli değil. Kurumsal yapıları tıpkı yaşayan bir organizma gibi işleyen, farklı “organlardan” oluşan şirketlerin de kendilerine özgü duygusal zekaları bulunuyor. Kurumsal yapı tıpkı yaşayan bir organizma gibi işlemekte; farklı “organlardan” oluşmaktadır. Bu karmaşık yapı içindeki “kalbin” insan olarak belirlenmesi kurumların uzun süreli başarısındaki en önemli faktör. En temel yatırımını “insan” üzerine yapan şirketler iş dünyasındaki rekabetçi ortamından yüksek verimlilikle sıyrılmayı başarıyor. Çalışanlarının duygularına, fikirlerine ve emeklerine yönelik yaratılan bir kültürle işleyen; bu amaçla eğitim ve sürekli değişimi ön plana çıkartabilen kurumlar gelecekte de başarılarını sürdürebilecek yapılar olacak.

Başarı için gereken kurumsal duygusal zekanın anlamı:
Motivasyon
Duyguları yönetmek
Empati
Kurumsal açıdan duyguları tanımak

Motivasyon

Günümüzün büyük şirketlerinin deneyimleri gösteriyor ki, çalışanların performansı bireysel motivasyonun yanında kurumsal motivasyon ile birlikte daha fazla artabiliyor. Bütün bunların yanında, kurumsal eksikliklerin “farkındalığı” gelecekteki yatırımların verimliliği için gerekli. Değişim sürecinde çalışanlara uygulanan esneklik ve uzlaşmacı yaklaşım da şirket çalışanlarının yeni koşullara uyumunu arttıran önemli bir kurumsal motivasyon aracı halini alıyor.

“Hayatta kalabilme”yi hedefleyen bir kurumsal “organizma” için en önemli ön koşul çalışanlarla kurulan duygusal yakınlığın yanında, çalışılanlarla da kurulacak kuvvetli bir bağ ve “farkındalık”.

Duyguları yönetmek

Geçmişte kurumlar müşteriler ve pazar payı için rekabet diyordu. Günümüzde ise kurumlar en iyi çalışanı yakalayabilmek için yarışıyorlar. Amaç, “doğru kadroyu” kurabilmek. Doğru kişileri etkilemeyi başaran, bu kişilerin içindeki “en iyi” leri ortaya çıkarmaları için onlara ilham verebilen şirketler profesyonel anlamda rekabete hazır olan bir grubu temsil ediyor. Bu sadece bilgi yarışı değil, aynı zamanda duyguların doğru kullanımını zorunlu kılan, kapsamlı bir rekabet ortamı. Günümüzde, çalışanların doğru şirkette yer alma istekleri de kurumsal duygusal zekanın iş hayatındaki yerinin önemli bir göstergesi haline geliyor. Sadece yapılan iş ücret ya da alınan ücret için çekici kılınan bir şirket, çalışanlarını uzun vadede kaybedebiliyor. Bu nedenle, şirketler işe alım sürecinin devamında da çalışanlarının potansiyellerini ortaya çıkartmalarına yardımcı olacak olanakları temin etmekle yükümlü hale geliyorlar.

Müşteri odaklı yaklaşımlar yerine, çalışan odaklı yaklaşımlara sahip kurumların müşteri ilişkilerinde daha kalıcı ve sürekli olmayı başardıkları görülüyor.
Önceliğini çalışanlarına veren şirketlerde, çalışanlar önceliklerini müşterilerine vermektedirler. Şirket içinde ya da şirket dışında, kurulan tüm ilişkilerde, insan faktörünün ön planda tutulması, olayların çalışanların bakış açısı ile ele alınabilmesi gerekmektedir.

Empati

Amerikan Çalışma Bakanlığı’nın 1995 yılındaki verilerine göre istifa edenlerin %46’sı takdir edilmedikleri gerekçesi ile istifa etmişlerdir. Pek çok şirket, çalışanlarının yaptıklarını onların gözüyle değerlendirememekte ve onların ihtiyaçlarına hitap edememektedir. Duygusal zekası yüksek kurumlar bu noktada diğerlerinden ayrılıyorlar. Empati yolu ile olayları çalışanlarının gözüyle ele alan bu şirketler, çalışanlarını optimist yaklaşımlarla değerlendirirken, onların ihtiyaçları doğrultusunda da geri bildirim veriyorlar. Bu değerlendirme ve geri bildirimlerle şirketler gibi kurumsal sorunlarla zaman kaybetmek yerine, uzlaşmacı politikalarla, çalışanların performanslarının arttırılması amaçlanıyor. Hedef; kurumdaki her bir çalışanın “kurumsal hedefleri gerçekleştirmek için” her şeyini ortaya koymasını sağlamaktır. Bunu yapmanın da en etkin yolu duygusal zekayı kullanmak olacaktır.

Otoritenin ağır bastığı şirketlerde uygulanan baskıcı tutum genellikle çalışanların işten ayrılması ile son bulmaktadır. Bu nedenle, duygusal zeka hem bireyler, hem de kurumlar için duygusal karmaşalarda doğru tepki verebilmeyi sağlarken; aynı zamanda öfke, stres ve kötümserliğin kontrolü için gereken kontrol mekanizmasını kullanabilme yetisini geliştirmektedir.
Kurumsal Açıdan Duyguları Tanımak

Kurumlar ve çalışanlar açısından duyuların “bilincinde” olma oldukça önemlidir. Pesimist yaklaşımlardan arındırılmış tutumlar sergilemek şirketin hedeflerine ulaşmasındaki en önemli adımlardan biridir. “Kurum hayatı” içinde insana yer verme ile duyguları tanımaya yönelik ilk adımı atan şirketler toplam kalite anlayışı içinde kalıcı başarılar hedeflemektedir.

İnsanlara ve şirketlere uzun yıllardır etkin iletişim ve duygusal zeka üzerine eğitimler veren Claus Moller’ e göre her alanda kalite için şirketlerde “insan faktörü” öne çıkartılmalıdır. Moller’ göre “kazanan” şirketlerde bulunan özellikler:
Takım çalışması
Ortak vizyon
Değişime açıklık
Azim
İletişim becerisi
Ödüllendirme
Sürekli öğrenim
Paylaşım

En önemli özellik ise, tüm bu kriterlerin her bir çalışan tarafından benimsenmesidir. Bu özellikleri içinde bulunduran şirketlerde lidere ayrı bir görev düşmektedir. Yüksek bir duygusal zekaya sahip liderden beklenen, çalışanlarla, bütün bu özellikleri en iyi şekilde benimsemelerini sağlayacak doğru iletişim yollarını kurmasıdır.

Her şeyden önce bir “insan” olarak diğer “insanlarla” sürekli iletişim içinde çalışmakta olduğunun bilincinde olan bir lider kamusal alanda şirketlerinin temsilcileri durumundadır. Gerek kurum içinde, gerekse kurum dışında pek çok kişi ile iletişim kurmak zorunda olan bu lider, empati kurabilme yeteneği ile karşısındaki kişilere nasıl hitap etmesi gerektiğinin bilincindedir. Çalışanların ihtiyaçlarını doğru olarak belirleyebilir ve bu doğrultuda ihtiyaçların giderilmesi için gerekli olan “yapıcı” geri bildirimi verebilir.

Hayat felsefesini rasyonaliteye indirgemek yerine, mantığı duygularla birleştirerek kullanabilen bir lider, kurumsal duygusal zekanın oluşturulabilmesi için gerekli olan zeminin hazırlanmasında etkin bir rol oynar.
Görülüyor ki, kurumlarda duygusal zeka her bir bireyin kendi duygusal zekasını yükseltmesi ile meydana gelmiş bir “takım çalışmasının” ürünüdür.

Kaynaklar:
www.duygusalzeka.org
www.tmi.ru

 

4422
0
0
Yorum Yaz