Mutsuz Adam

2009-03-17 20:11:00

Bir zamanlar bir tepenin üzerinde villada bir oğlan çocuğu yaşarmış. İyi de yaşamış.
Köpekleri ve atları, otomobilleri ve müziği severmiş. Yüzmeye gider, futbol oynar, güzel
kızlara bayılırmış.

Bir gün Tanrıya:

“Büyüdüğüm zaman neler istediğimi buldum, uzun uzun düşünüp.” Demiş.

“Neler”demiş Tanrı…

“Bir büyük evde yaşamak isterim. Ön kapısında heykeller olsun. Arka kapıda iki St.
Bernard köpeği… Uçsuz bucaksız bir bahçe içinde….Uzun, çok güzel ve çok müşfik bir
kadınla evlenmek isterim. Siyah saçlı, mavi gözlü, gitar çalan ve tatlı tatlı şarkılar
söyleyen.”
“Üç güçlü oğlum olsun isterim ki, onlarla futbol oynayabileyim.. büyüdüklerinde birisi
büyük bir bilim adamı, öteki senatör, üçüncüsü milli santrfor olsun.”
“Ben bir seyyah olayım… Okyanuslara yelken açayım. Dağların zirvelerine tırmanayım,
insanları kurtarayım. Bir Ferrari kullanayım yollarda…”

“Ne güzel bir hayal bu”demiş Tanrı… “Mutlu olmanı dilerim.”

Bir gün oğlan futbol oynarken ayağını incitmiş. Ondan sonra değil dağlara, ağaçlara bile
tırmanamaz olmuş. Okyanuslara yelken açmak da hayal olmuş tabii. Bunun üzerine pazarlama
okuyup, tıbbi malzemeler dağıtın bir şirket kurmuş.

Bir kızla evlenmiş, çok güzel ve çok müşfik. Ama uzun değil, kısaymış. Saçları siyahmış
ama gözleri mavi değil, ela imiş. Gitar çalamaz, şarkı söylemezmiş ama, harika yemek
pişirir, olağanüstü güzel kuş resimleri yaparmış. İşi dolayısıyla, kent dışında bir
villada değil, kentte bir apartman teras katında oturmak zorunda kalmış ama evinin deniz
manzarası gene harika imiş. İki St. Bernard besleyecek bahçesi yokmuş ama evinde harika
bir Ankara kedisi varmış. Üç kız da babalarını çok severlermiş. Onunla futbol
oynayamazlarmış ama birlikte denize, parklara giderlermiş. Uçurtma uçurdukları da olurmuş.
 En küçükleri hariç tabii. O gölgede bir ağacın altında oturur, gitarı ile şarkılar
söylermiş. İyi para kazanmış ama öyle kırmızı bir Ferrari’si olmamış.

Bir sabah uykudan üzüntü içinde uyanmış ve en iyi arkadaşına koşmuş…

“Ben” demiş. “Hiç mutlu değilim.”

“Neden”demiş arkadaşı.

“Çocukken siyah saçlı, uzun boylu, mavi gözlü, gitar çalıp şarkı söyleyen bir kızla
evlenmek isterdim. Oysa karım uzun değil, ela gözlü, gitar çalamıyor.”

“Karın çok güzel”demiş arkadaşı…”Harika resimler yapıyor, enfes yemekler pişiriyor
üstelik.”

“Adam dinlememiş bile onu….

Bir gün karısına “Hiç mutlu değilim” diye dökmüş içini.

“Neden” demiş karısı.

“Çünkü büyük bir bahçe içinde bir villada yaşamayı düşlerdim, oysa 47.katta bir apartman
dairesine tıkıldım. İki St. Bernard’in yaşayacağım bir bahçem olsun isterdim, hani nerede…

“Konforlu bir apartmanda yaşıyoruz” demiş karısı….”Oturduğumuz yerden okyanusu görüyor,
gülüyor, eğleniyor, birbirimizi seviyoruz. Kendimizi okşuyor, güzel kuşların resimleri
yapıyoruz. Üç de harika çocuğumuz var…”

Adam dinlemiyormuş bile….

Ruh doktoruna koşmuş bir gün…. “Ben mutlu” değilim diye…

“Niye “demiş doktor…

“Çünkü ben bir gezginci olmak, okyanuslara açılmak, dağlara tırmanmak, insanları kurtarmak
isterdim. Oysa masa başı işim ve sakat bir dizim var şimdi..”

“Ama sattığın tıbbi malzemeler yığınla hayat kurtarıyor..” demiş doktor.

Adam dinlememiş bile. Doktor da ona 100 Dolar vizite yazıp yollamış.

Bir gün muhasebecisine “Ben çok mutsuzum”demiş..

“Neden demiş muhasebecisi.

“Ben kırmızı Ferrari’m olsun isterdim hep. Ve dünya umurumda olmasın. Oysa işe metro ile
gidip geliyorum. Bir yığında sorunum var.”

“İyi giyiniyor, iyi restoranlara gidiyorsun. Bütün Avrupa’yı Amerika’yı gezdin.”demiş
muhasebeci.

Ama adam onu dinlemiyormuş bile. Muhasebeci adama 100 Dolar danışman ücreti fatura edip
yollamış. Onun da hayalinde kırmızı Ferrari varmış çünkü…

Adam, rahibe “çok mutsuzum” demiş.

“Neden” demiş rahip.

“Üç oğlum olsun isterdim. Biri bilim adamı, biri politikacı, biri sporcu. Oysa üç kızım
oldu. Birisi yürüyemiyor bile.”

“Ama çok güzel ve çok zeki üç kızın var”demiş rahip. “Seni çok seviyorlar. Başarılı da
oldular. Biri hemşire, biri sanatçı, biri de müzik hocası..”

Ama adam dinlemiyormuş bile. Öyle mutsuzmuş ki hasta olmuş sonunda. Bir beyaz hastane
odasında, etrafı beyaz giyinmiş hemşirelerle dolu yatıyormuş. Vücudunda teller, hastaneye
kendi sattığı kalp cihazına gidiyor, kollarına bağlı serumlarla besleniyormuş. Fena halde
mutsuzmuş adam şimdi. Ailesi, dostları ve rahibini yatağının başına toplanmışlar.

Onlar da üzüntü içindeymiş. Mutlu olanlar sadece ruh doktoru ile muhasebecisi imiş. Bir
gece adam odasında Tanrı ile yalnız kaldığında

“Tanrım”demiş. “Hatırlar mısın çocukken sana yalvarmış ve istediklerimi sıralamıştım.”

“Hatırladım”demiş Tanrı.. “Güzel bir hayaldi”

“Peki niye onların hiçbirini vermedin bana” demiş adam..

“Verebilirdim” demiş Tanrı…”Ama sana istemediğin şeyleri vererek bir sürpriz yapmak
istedim.”

“Bak neler verdim sana. Bir güzel sevecen eş, iyi bir iş, yaşanacak güzel bir ev. Üç tatlı
kız evlat. Bir araya getirdiğim en güzel yaşam paketlerinden biriydi bu”

“Evet”demiş adam…”Ama bana benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım..”

“Bende senin, benim gerçekten istediklerimi vereceksin sandım.” Demiş Tanrı.

“Sen ne istedin ki?” demiş adam hayretle.

Tanrı’nın da bazı şeyler isteyeceğini hiç düşünmemiş hayatında.

“Sana verdiklerimle mutlu olmanı istemiştim.”demiş Tanrı.

Adam karanlık odasında sabaha kadar düşünmüş .sonunda yeni bir hayal kurmaya karar vermiş.
 Yıllar önce kurduğu hayalin yerine “Keşke bunu hayal etseydim.” Dediği bir hayal..

Bu sefer ki hayalinde zaten sahip olduğu şeyler varmış hep. Adam kısa zamanda iyileşmiş,
47. Kattaki dairesinde mutlu yaşamış. Kızlarının şen şakrak sesleri, eşinin derin ela
gözleri ve harika kuş resimleri arasında mutlu olduğunu hissedermiş bütün gün… geceleri
de okyanusa yansıyan kentin ışıklarının dalgalar üzerinde oynaşmasına bakar gülümsermiş…
sınır tanımadan büyük düşünmek… hayal gücünü sonuna kadar zorlamak… ama elde ettikleri
ile de mutlu olmayı bilmek… Tanrı’nın insana verebileceği en büyük iki nimet bu olmalı….
 

Bakın bakalım, size neler vermiş Tanrı. 

Kaynak : Alıntı

95
0
0
Yorum Yaz